alaettinkucukoner@hotmail.com
EDITÖRDEN.
“Mademki bir toplumda yasayan halk, bunca yasal görevle yükümlüdür, elbette sözle ve kalemle kendi vatanin çikarlari üzerinde düsüncelerini bildirmeyi kazanilmis haklarindan sayar…”(Sinasi-Trc. Ahval Gzt).
Okulumuz adina ilk yayin organinin çikarilmasi için yola koyulurken Türkiye’de Gazeteciligin öncüsü Sinasi’nin çikarmis oldugu ilk özel gazete olan Tercüman-i Ahval’in o meshur mukaddimesinden alinti yaparak basladim. Fakat sözlerini biz söyle uyarlamak istiyoruz: Mademki bir toplumda yasayan halk, çocuklarinin egitim-ögretimiyle ilgilenmekle, onlari ilgileri ve yetenekleri dogrultusunda yönlendirmekle yükümlüdür ve ögretim kurumlarinin mevcut durumlari, gelecegi hakkinda da bilgi sahibi olmayi kazanilmis haklarindan sayar ki dogrudur. O halde bu hakki teslim etmek bizlere düsen bir görevdir.
Bu okulumuz adina atilmis ilk adimdir lakin; “Ilk adimi ertelemekten dolayi yüzlerce adimdan mahrum olduk.” demeyi de kendimizce yerinde, farkinda olunan bir elestiri olarak not etmeyi ihmal etmiyoruz.
Burada hemen belirtmek isterim ki dilin imkânlari sinirli, buna karsilik iç dünyamizin zenginligi ise sinirsizdir. Bu nedenle genis bir okuma ufkuna sahip siz okuyucularin meramimizi anlamada müracaat etmesini temenni ettigimiz yer kapilarini herkese sonuna kadar açik tuttugumuz gönüllerimizdir. Zira dilin sinirlarina dayanmis olmaktan dolayi izdirabi baslayan sairlerimizin sayisi azimsanmayacak kadar çoktur.
“Aczimin giryesidir bence bütün asarim, Aglarim aglatamam, hissederim söyleyemem
Dili yok kalbimin ondan ne kadar bizarim.”
Asrin büyük sâiri M.Akif bile bize kalbinin dilini müracaat kapisi olarak gösteriyorsa –Ki bana sorarsaniz milleti için dert edindigi her seyi fazlasiyla söylemistir ve bu konuda bütün otoriteler müttefiktir-bizim kem kümlerimizin ikna gücünü tartmak elbette daha kolaydir..
Yine Cumhuriyetimizin yetistirdigi büyük sairlerimizden Orhan Veli’nin kelimelerin kifayetsizligine olan serzenisi elbette yalan degildir.
“Bilmezdim sarkilarin bu kadar güzel
Kelimelerinse kifayetsiz oldugunu
Bu derde düsmeden önce .”
Sevgisinin, askinin sonsuzluguna ve büyüklügüne; doluluguna ve içtenligine ragmen ifadenin acziyetinin magduru nice âsiklar olmustur!..


Elbette beseriyetin ötesinde bir doyumu arzulayanlari bunun disinda gördügümüzü ve bu manada belki Yunuslari, Mevlanalari, H.Bektasi Velileri anip yerinde isaret etmekte yarar vardir. Beseri doyumun ötesinde tezgah açanlarin lisan-i halleri, onlari temize çikarmaya kafidir muhakkak. Onlarin talepleri niyeti okuma dahil, merami ifade noktasinda yetkin tek erk sadece “Ameller niyetlere göredir.” Ilkesinin sahibi olan Mutlak’tir. O’nun huzurunda fazla söz ziyan sayilir.
Yönetim ve ögretim kadrosu basta olmak üzere aile birligi ve ögrencilerimizle olusturdugumuz orkestranin bir eseri olan “ALTIN BILEZIK”, eskiyle ve mevcutla yetinmeyi çagdas bir yaklasim olarak görmeyenlerin, yeni bir seyler ortaya koyabilmenin çabasi ve sonucudur. Gelisim manasinda sürekli bir degisim arzusu göstermeyenin gerilemesi çok tabiidir.
Okulumuzda egitim-ögretim adina yapilan dogrulari gördügünüz dergimiz “ALTIN BILEZIK”, çocuklarini ortaögretime gönderme döneminde olan velilerimizin de dogru karar vermelerine katkida bulunma gayreti, baska bir hedefimizdir. Zira Mesleki Egitimin önemini idrak edememis bir toplumun iknaya muhtaç oldugu gün gibi asikârdir. Çünkü ”Sanat, ALTIN BILEZIKTIR.”

Alaettin KÜÇÜKÖNER
Edebiyat Ögretmeni


Ismet KESKIN
Ilçe Milli Egitim Müdürü

ikeskin71@hotmail.com

BASLARKEN…
Insan hayattan zevk almasini bilince, edep bilince, bir çok vesile görebiliyor karsisinda.
Bugün de insanin gönlüne sükür ilham eden bir gün yasiyoruz. Ilk sayimiz çikti.

Aliyla, yesiliyle, mavisiyle sicak ve güçlü, bir derya görüyorum. Bu bir sevda meselesi. Ilk sayilar bana her zaman yanaklarini al basmis bir gelinin tazeligini, bir delikanlinin güçlülügünü ilham eder.
Bu tür çalismalar bir rahmet deryasini ifade eder. Bu engin ufuklara bakislarimiz yöneldiginde, bu alabildigine danesi olan çalismaya gözlerimiz degdiginde insana daima sükür ilham eder.

Dertlerine, davalarina birlik olmus, her vesileyle sarmas dolas olmasini bilmis toplumlar kalkinmislardir. Ama, nemelazimci, cenazede, törende, dügünde bir araya gelen, birbirine selam verirken kirk yil düsünen toplumlar perisan olmuslardir.

 

 

Bize rehavet, uyku yakismiyor. Bizim yarinimiz, bu günümüzden daha iyi olmali. Biz size layik olmak için hazirligimizi yaptik. Sizin serefinizle yarisabilmek için terbiyemizi tanidik. Size layik olmayacak, size sikinti verecek eksiklerden, ayiplardan kendimizi büyük ölçüde saklamaya çalisiyoruz. O itibarla diyoruz ki, devlet, elindeki güç ve kaynaklara vatandasina hizmet etmenin vecibesine sahip çikmaktadir.
Bunun sonun mutlaka iyiye varacagindan süphemiz yoktur. Çünkü niyet hazir, gayret hazir, sonuçta hazir olacaktir.

Burada münevverin, aydinin, idarecinin, ögretmenin vazifeleri var. Belli terbiye içerisinde, belli bir sebat içerisinde yerine getirilmesi gereken görevler var. Ögrenci velisinin, üzerine düseni yapmak seklinde, agirligini bilmek seklinde vazifeleri var.
Halkimiza gönlümüzce, devlet, millet mesajlari vermeye çalisiyoruz. Memleketimizin biriken meselelerinin çözümünde vatandaslarimizla aramizda mevcut olan samimi ve saygiya dayanan ahengi kurmaya çalisiyoruz.

 

Gölgede oturup günestekine ahkâm kesen biri olmak istemiyoruz.

Su vatan topragini bir kanaviçe inceliginde isleyelim. Bu topraklar üzerinde daha varlikli, daha tutarli bir insan standartlarinda birleselim, emanetine, sahip çikmaya memur edildigimiz Ay yildizli bayragimizin gururuna, iftiharina sahip olalim.

Bu memleketin ufkundan günes, hürriyet, bagimsizlik, istiklal eksik olmasin.

Biz bu memleketin gelecegini aydinlik görüyoruz. Necip milletimin önünde her daim kusur etmemek, hizmete sahip olmak idraki ve heyecani içerisindeyiz.

Bu heyecan umarim ki sonsuza kadar devam edecektir.

aliihsangecici@hotmail.com
GENEL BILGI;
1-Okulumuz; Milli Egitim Bakanligi Erkek Teknik Ögretim Genel Müdürlügü’nün 13 Eylül 1977 tarih ve Örgün Egitim 420 sayili emirleri ile Endüstri Meslek Lisesi olarak 1977–1978 Egitim–Ögretim yilinda bünyesinde yalniz Metal Isleri Bölümü ile Egitim–Ögretime açilmistir.
1978–1979 Egitim–Ögretim yilinda Metal Isleri Bölümüne ilaveten Tesviye Bölümü açilmistir.
1988–1989 Egitim–Ögretim yilinda da Çinicilik–Seramik Bölümü açilmis fakat Ögretmen ve Ögrenci olmadigi için 1990–1991 Egitim–Ögretim yilinda Egitim–Ögretime baslamistir.
2001–2002 Egitim–Ögretim yilinda Elektronik,
2002–2003 Egitim–Ögretim yilinda Bilgisayar,
2004–2005 Egitim–Ögretim yilinda Tesisat Teknolojisi (Dogal Gaz) Bölümleri açilarak;
Halen Metal Isleri, Tesviye, Çinicilik–Seramik, Elektronik, Bilgisayar, Tesisat Teknolojisi (Dogal Gaz) Bölümleri ile Egitim–Ögretime devam edilmektedir.
Okulumuzda Döner Sermaye Saymanligi bulunup siparis ve hazira olmak üzere döner sermaye isleri yapilmaktadir.
Okulumuz 14.000. m2 alan üzerine Idari ve dersliklerin oldugu bina, atölyeler, 6 dairelik lojman ve kalorifer binasi olmak üzere betonarme yigma binalardan olusmaktadir.
Okulumuzda 12 adet derslik, 1 adet FKB laboratuari, 2 adet Bilgisayar laboratuari kütüphane ve basketbol ile voleybol sahasi bulunmaktadir.
Okulumuz atölyelerinde; yöresel meslek olan çinicilik seramik bölümü olarak ürünler yapilmakta olup Tesviye bölümünde Çamur Torna Tezgahi çevre siparisleri ve Metal isleri bölümünde de çevreden gelen siparisler yapilmaktadir. Okulumuz Tesviye Bölümünde yapilan Çamur Torna Tezgahi çevre isletmelere yapilmis olup halen siparis üzerine yapimina devam edilmektedir..

AVANOS ENDÜSTRI MESLEK LISESI
EGITIM – ÖGRETIM ÇALISMALRI

“Büyük isler müsterek mesai ile temin edilir.”(Atatürk)
2000-2001 Egitim- Ögretim yilinda ögrenci sayimiz toplam 78 iken 2004-2005 Egitim-Ögretim yilina 23’ü kiz olmak üzere toplam 210 ögrenciyle basladik.
Okulumuza yillara göre kayit dagilimi incelendiginde görülecektir ki gittikçe artan bir ögrenci sayimiz dikkati çekmektedir. Elbette nitelik, nicelikten daha fazla önem ifade eder ve aslolan kalitedir muhakkak. Hedefimiz kaliteli ögrenci yetistirmektir. Bunun gerçeklestirmenin bir yolu da seçme sansini arttirmakla mümkündür. Bunun için Avanos Endüstri Meslek Lisesi olarak Atatürk’ün “Büyük isler müsterek mesai ile temin edilir.” Felsefesi ile hareket ettik ve öyle devam ediyoruz. Okul olarak OGYE çalismalarimizi tamamen takim ruhuyla uygulamaya koyduk.
Okulumuzun ögrenci, ögretmen, destek personeli ve velilerine uyguladigimiz anketlerle durum tespiti yaptik ve ona göre çalisma ekipleri olusturduk. Bakanligimizin, günümüzde daha fazla ragbet gören bazi bölümleri bize açma imkânini temin etmesi okul olarak büyümemize önemli katki yapmistir.

 

Bilgisayar ve Elektronik gibi bazi bölümlerimize artan ilgi bize kayitlarda seçici olma sansini vermistir.Okulumuz bünyesinde kavusmus oldugumuz teknik yeterlilik ilk zamanlar çevre tarafindan yeteri derecede bilinememekteydi.
“Ayaginin altindaki karincanin durumunu bilmiyorsan, unutma ki, filin ayagi altinda da sen öylesin. (Sadi)” Çevreye açilirken ayrintilara dikkat ederek çalismayi kurumsal anlayis haline getirdik.
Okulumuza ögrenci gönderebilen bütün ilkögretim okullarinin ögrenci, ögretmenleri (özellikle 8. sinif ögretmenleri) ve velileriyle yakindan ilgilendik. Ilkögretimlerde çalisan meslektaslarimizla ortak bir anlayis yakalama basarisi okulumuza kayit yaptiran ögrencilerde önemli bir artisa sebep olmustur. Bu noktada sunu söylüyoruz: Anadolu ve Fen Liselerini kazanamamis ögrencilerin % 80’i kesinlikle Mesleki Egitim veren kurumlara kayit yapmalidir.
OGYE bünyesinde kurdugumuz “Okul-Aile, Okul-Veli ve Çevre Isbirligini Gelistirme Ekibi” idareci ve ögretmenlerimizden olusan 4 ayri grupla velilerimize ev ziyaretleri yapmis, ziyaretlerin velide yarattigi memnuniyet baska velilerin de bize ögrenci vermesine referans olmustur.
Okulumuzu karma okul statüsüne kavusturmak istiyoruz. Kiz ögrencilerin velilerine Bilgisayar, Çinicilik- Seramik ve Elektronik Bölümlerini tavsiye ediyoruz.
Ayrica okulumuzun çevresinde bulunan bazi isletmelerce (BAZAAR 54, AGAD, SAYAN ONIX, PIRAMIT) bazi ögrencilerimize ücretsiz ögle yemegi verme teklifi kabul edilmis ve bu hizmet bu yil da devam etmektedir.
Tabi sunu da belirtmek gerekir ki, ögrencilerimizin 3 yil görmüs olduklari egitimle beraber alanlariyla ilgili Mühendislik Fakültelerine dezavantajli bir sinav sistemiyle aliniyor olmalarini bu çagda herhangi bir bilimsel egitim-ögretim anlayisiyla örtüstürebilmis degiliz. (Söyle ki,3 yil bilgisayar egitimi gören ögrenciye Bilgisayar Mühendisligi için de avantaj saglanmali.)
A.Ihsan GEÇICI
Okul Müdürü


Ahmet GEVREKÇI
Avanos Endüstri Meslek Lisesi
Teknik Müdür Yardimcisi

ahmetgevrekci_51@hotmail.com

MESLEKI EGITIMIN ÖNEMI
Is yasaminin istek ve ihtiyaçlarina duyarli bir meslekî ve teknik ögretim sisteminin kurulmasi, tüm gelismis ülkelerin en önemli önceliklerinden birisidir. Bunun nedeni, meslekî ve teknik egitimin, istihdam yaratma ve issizlikle mücadele etmede kullanilan en önemli ve etkin araçlardan birisi olmasidir. Bir egitim sisteminin kalitesi ve etkinligi, egittigi kisilerin is gücü piyasasindaki yer ve konumlariyla ölçülmektedir. Is gücü piyasasinin ihtiyaçlarina duyarli bir egitim sisteminin olusturulmasi veya mevcut sistemin bu yönde gelistirilmesi bakimindan, egitim ve istihdama iliskin bilgilerin sürekli ve güvenilir bir biçimde toplanmasi büyük önem tasimaktadir. Is gücü piyasasi ve insan kaynaklarina iliskin plân ve stratejilerin belirlenmesinde dogru ve güvenilir verilerin önemi büyüktür. Aksi takdirde hazirlanan plân ve stratejilerin isabet derecesi ve uygulama sansi sinirli olacaktir.

Meslekî ve Teknik Orta Ögretim Kurumlari amaçlarini anlatirken ögrencilerini orta ögrenim düzeyinde yüksek ögretime hazirlamak ve alanlarinda kamu ve özel sektörün ihtiyaç duydugu ara elemanlari yetistirmek seklinde ifade ederler.

Bu amaçlar dogrultusunda biz; Endüstriyel teknik ögretim okul ve kurumlarindaki gençlerimizi, millî egitimimizin genel amaç ve temel ilkelerine, ülkemizin ihtiyaçlarina çalisma hayatimizin isteklerine uygun mal ve hizmet üretim alanlarina, bu alanlarin gerektirdigi niteliklere sahip teknik insan gücü olarak yetistirmenin yaninda, yüksek ögretime de hazirlayan ögretim programlarini hazirlamak veya hazirlatmak, uygulamak, sonuçlarini takip etmek, degerlendirmek ve gelistirmek için çalismaktayiz.

Avanos Endüstri Meslek Lisesi olarak bünyemizde bulunan Metal Isleri, Tesviye, Çinicilik Seramik, Elektronik, Bilgisayar ve Tesisat Teknolojisi (Dogalgaz) bölümleriyle Avanos Merkez, Kasaba ve köylerimizde bulunan gençlerimizi yüksek ögretim programlarina hazirlamak ve is yerlerimizde ihtiyaç duyulan niteliklere sahip teknik insan gücünü yetistirmektir.

Okulumuzdan mezun olan ögrencilerimiz aldiklari egitimle Dergimizin adi gibi birer “ALTIN BILEZIK” sahibi olarak yüksek ögrenim veya is hayatina atilmakta ve gelecekleriyle ilgili olumlu yön vermektedirler.

Bütün gençlerimizin; Türk Gençligine yakisir bir sekilde dürüst, çaliskan, basarili, ailesine vatanina hayirli olmasi dileklerimle…

KUTLU DOGUM ÜZERINE DÜSÜNCELER

celaltalep@mynet.com

20 Nisan 571…Alemin ve içindekilerin varlik sebebi, nebiler nebisi, kainatin efendisi, Hatemul Enbiya, Muhammed Mustafa (s.a.s) .Hos geldin Ey Nebi!... Hos geldin…
Yesrib’in diliyle ay dogmustu insanligin üzerine. Bizi aydinlatan. Bizi isitan, bizi simsicak yapan, evlerimizi, sokaklarimizi ve bütün dünyayi kusatan bir günes…
Bir yetim çocuk. Babasini hiç göremeyecek bir yetim. Amine’nin yetimi. Ama bütün yetimlerin efendisi, bütün insanlarin efendisi bir yetim.Hayatin bütün elemlerini, kederlerini yasayan ama asla müsteki olmayan, halini sadece Sevgili’ye arz eden bir nebi. Bir hüzün peygamberi. Ardinda silinmez izler birakan, dünyayi gül bahçesine çeviren bir resul.
Affetmeyi seven, kimseyi incitmeyen, düsmanlarinin bile iyiligini isteyen bir resul. Kimsenin kusurunu yüzüne vurmayan, bir ögünlük yemegini olmayana verip kendisi aç sabahlayan bir nebi. Yeri geldiginde essiz bir yigit, ama daima sakin ve yumusak huylu, adaleti koruyan, mevki-makama itibar etmeyen, fakire, kimsesize, yetime, hastaya ilgiyi esirgemeyen bir resul. Kibirden nefret eden, kimseye büyüklük taslamayan, bir yere gittiginde bos buldugu yere oturan, kendisi için ayaga kalkilmasini dahi istemeyen, lükse ve ihtisama önem vermeyen, azla yetinmeyi bilen, gönlü zengin bir peygamber. Hayati boyunca bir kez bile olsun yalan söylemeyen, güvenilir peygamber: Muhammedül Emin.
Neler neler ögrettin bize Ey Nebi!... Neler biraktin bize Ey Resul!... Yasama dair ne varsa Sen’den ögrendik. Gülmeyi ve aglamayi, sabri ve cihadi, hayati ve ölümü, sevinci ve hüznü…
Sen’in biraktigin dünyada iyilikler, güzellikler vardi Ey Resul. Esitlik, adalet vardi.Insanlar kardesti, birbirini severdi. Komsusu açken tok yatmazdi. Kendisi için istedigini kardesi için de isterdi.Yalan söylemezdi.Dedikodu yapmazdi.Birbiriyle küsmezdi.Ana-babaya “öf” bile demez, onlari incitmezdi.Akrabaya iyilik eder, yetimi sevindirir, yolda kalmisi gözetirdi.Hirsizlik etmez, haram yemezdi.


Sen’in Ömer’lerin vardi Ey Nebi. Firat kenarinda bir kuzuyu kurt kapsa kendisini bundan sorumlu tutan yöneticilerin, Ömer’lerin vardi. “ Allahim ! Vücudumu öyle büyüt ki, Cehenneme benden baska kimse girmesin “ diyen Ebu Bekir’lerin vardi. Servetinin tamamini Allah (c.c) ve Resulu (s.a.s) için harcayan Osman’larin, Abdurrahman b.Avf’ larin vardi. Ali’lerin,Aise’lerin,Hatice’lerin,Fatima’larin vardi.
Kizgin çölde yapilan iskencelere ragmen “ Allah Bir “ deyip, Sen’den vazgeçmeyen Bilal’lerin vardi.Sen’in yoluna canlarini veren Yasir’lerin, Sümeyye’lerin vardi. Bir kez olsun yüzünü görebilmek, gül kokunu duyabilmek için çöllerde aylarca yolculuk yapan Veysel’lerin vardi. “Anam babam sana feda olsun “ diyen yildizlar misali ashabin vardi Ey Resul! Ashabin vardi.
Bizim de var Ey Nebi! Bizim de var Ey Resul! Ülkeyi soyan, milletin parasini çalan, yetimin malini yiyen, devleti dolandiran haramilerimiz var Ya Resul. Sokaga çikmaya korktugumuz hirsizlarimiz, katillerimiz, ayyaslarimiz, kap-kaç çetelerimiz var Ya Nebi. “Faiz haramdir” deyip altin ve döviz istifleyen bezirgânlarimiz var Ey Resul. Sen’i anlatmak için yola çikip, Sen’i unutan, simdi kendilerini anlatan, peslerinden kosulan baronlarimiz var Ey Nebi. Akrabayi unutan, komsusunu tanimayan, birbiriyle küs, birbirini aldatan, her seyi kendisine isteyen Müslümanlarimiz (!) var Ey Resul. Dünyayi kana bulayan, gözyasina bogan, her gün binlerce masumu öldüren Ebu Cehil’lerimiz, Ebu Leheb’lerimiz var Ey Nebi.
Bizim dünyamizda bunlar var Ey Resul. Sen’in dünyanda bunlar yoktu Ya Nebi. Biz simdi Sen’in dünyani ariyoruz. Altin Çagi ariyoruz. Ne güzel günlerdi o günler Ey Nebi. Ne mutlu çagdi. Gel yeniden Ey Resul, ne olur yeniden gel. Mirac’tan iner gibi gel. Hac’tan döner gibi gel. Gözlerimiz yollarda. Bekliyoruz yillardir.
Selam olsun Sana ve tabi olanlara…

Celal TALEP
Din Kült.Ahl.Bilg.Ögrt.




YUNUS EMRE’NIN GÜNÜMÜZE MESAJI


alaettinkucukoner@hotmail.com
Yunus Emre’nin siirlerine biraz dikkatli bakinca bugün bütün insanligin, bilhassa üzerinde yasadigimiz güzel ülke Türkiye’mizde yasayanlar için musibete dönüsen birçok zitligin geçmiste “Gönüllü bir birliktelik ve hos bir geçim” içinde telakki edildigine tanik oluruz. Büyük bir üzüntü nedenidir ki toplumsal bir kaos ve kör dövüsüne dönüsme ihtimali olan meselelerimizde yatistirici ve birlestirici ortami hos bir birliktelige dönüstürücü gücü tasiyan kaynaklarimiza müracaat etmekten imtina ediyoruz ne hikmetse. Saglam kaynaklara yaslanan bir egitimin olusturacagi müsterekler, faturasinin bizce ödenmesi ihtimalden öte kesin olan her türlü bizden olmayan gidisati dogru yönlendirme gücü çok uzakta degil, aksine hazir bir imkândir elimizde. Olmasi gereken, basa geldikçe söylenmektense, “ne ekersen onu biçersin” demektense, çocuga “Kral çiplak” dedirtmeyi beklemektense, bütün topluma müdahil bir egitimin söz sahibi kilinmasi zaruretinde ittifak etmeyi kabullenmektir.
Büyük bir yanilgidir ki, en azindan eksiktir, tarihin ve günümüzün etkin güçleri sadece “siyasal karakterler” üzerinde durmakta ve daha çok onlari ön plana çikarmaktadir. Oysaki sanat, edebiyat, askeri, bilimsel v.b. her türlü alanda da kilometre tasi denilebilecek sahsiyetler olmustur. Edebiyat alaninda itiraz kabul etmez bir gerçektir ki, Yunus Emre Anadolu Kültür Tarihinin en büyük kahramanidir.
“Cümle yaradilmisa bir gözle bakmayan
Halka müderris olsa hakikatte asidir”
Bu bakis açisini topluma yerlestirmek, ekmek egitimin görevidir. Yunus burada millet ve ümmetin ötesinde evrensel bakisla âleme
bakmaktadir ki, yine bunu kendi kültüründen, Anadolu’nun derin kaynaklarindan edinmistir.
Benzer düsüncelerine asagidaki misralarinda da rastliyoruz.
“Bir çesmeden akan su aci tatli olmaya
Edeptür yermek bana bir çesmeden sizarim”
Ayni çesmeden sizan suyun farkli tada sahip olmasina hiçbirimiz ihtimal vermeyiz. Acilik varsa, bir yerlerde dissal etken, harici bir karisimin söz konusu olabilecegi akla gelmelidir. Aksine su damlalarinin birbirinden farkli olduklarini iddia etmek akli bulunulabilecek sey degildir.
Yunus Emre’nin siiri bir kez okunup rafa kaldirilacak nitelikte yüzeysellikten ve hafiflikten ibaret degildir. Yunus’un siiri belki bizde Tanzimat’tan önce var olmadigi kabul edilen ve batidan ögrendigimize karar verilen “roman”dir. Batinin romanla yakaladigi degisim ve dönüsümü biz Yunus’la yakalayabilirdik. Bu konuda eksigimizi isaret buyuranlara “Mesnevi”yi unutmadigimi belirtmek isterim. Batili-dogulu fark etmez hiçbir bilimsel düsüncenin hayir diyemeyecegi bir noktayi belirtmekte yarar vardir. O da her bir misrasinin bir roman yazmaya yeter derecede mana zenginligini içermesidir. Cemil Meriç, siiri: “Bizde ikinci kez okuma arzusu uyandiran sey” diye tarif ediyor. Yunus’un siiri, okuyucuda “sinirsiz kez okuma” arzusunu olusturur. Tekrar tekrar okuma arzusu uyandiran efsunilige sahip Yunus Emre, bu özelligi ile özgün bir sanatçidir. Onun insan sevgisini hümanist Bati kültürüne kaynaklik teskil eden Yunan veya Roma kültürüyle iliskilendirmemek, ayri tutmak çok önemlidir.




“Iki cihan zindan ise gerek bana bostan ola
Imdi bana ne gam gusse çün inayet dosttan ola

Varam ol dosta kul olam hem ailuben gül olam
Hem ötü ben bülbül olamduragim gülistan ola
Ol dost yüzün gördü gözüm erenlere toprak yüzüm
Söz bilene benim sözüm gerek sekeristan ola.

Her davadan geçen kisi Hak’tan yana uçan kisi
Ask sarabin içen kisi geh esrük geh mestan ola

Bunda iken açgil gözün der önüne kendi özün
Yunus senin isbu sözün alemlere destan ola.
Kulakta veya gönülde tahrisata veya tahribata neden teskil edebilecek söze, söyleyise veya manaya rastlamak mümkün degildir. Siirde hedefi on ikiden vuran ilahi referans kaynakli evrensel sevgi çaglamaktadir adeta.
“Neyi sever isen imanin oldur
Nice sevmeyesin sultanin oldur
Ki sevdiginden öte menzilin yok
Asil mana budur sözün lafi yok
Bu yolda dava sigmaz mana gerek
Neyi kim sever isen ona gerek
Hani derler ya “Söz kalpten çikarsa kalbe kadar gider.” Içtenlik ve samimiyetin hayranliktan insani bayginliga tasiyan bir ifade biçimidir bu. Sözünün kalbin derinliklerinden vücut bulduguna gölge düsürecek hiçbir emareye rastlayamazsiniz. Yunus Emre bütün siirlerinde “dava” ve “kavga” degil, “sevgi” ve “mana” ön plandadir. O, kin ve nefretten, siddet ve kavgadan önce nefsini sonra da siirini soyutlamistir.
Gelin tanis olalim, isin kolayin tutalim
Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz
Yunus sözün anlar isen, mani'sini dinler isen
Sana iyi dirlik gerek, bunda kimseler kalmaz

*** ***
Benim bunda kararim yok, bunda gitmeye geldim
Bezirganim mataim çok, alana satmaga geldim.
Ben gelmedim da'vi için benim isim sevi için
Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaga geldim
*** ***
Sufilere sohbet gerek, Ahilere ahret gerek
Mecnunlara Leyla gerek, bana seni gerek seni
Eger beni öldüreler, kulum göge savuralar
Topragim anda çagirir, bana seni gerek seni
Cennet dedikleri ne ki, bir kaç köskle birkaç huri
Isteyene ver onlari, bana seni gerek seni

Yunus-durur benim adim, gün geçtikçe artar ödüm
Iki cihanda maksudum, bana seni gerek seni
Bir kez gönül yiktin ise
Bu kildigin namaz degil
Yetmisiki millet dahi
Elin yüzün yumaz degil
*** ***
Yol odur ki, dogru vara
Göz odur ki, Hakki göre
Er odur ki alçak dura
Yüceden bakan göz degil
Yunus Emre’yi yedi yüz yillik tarihin ötesinden günümüze kadar canli tutan gücü iyi anlamak gerekir. O, âdete mana açisindan ihtiyaç duydugumuz her seyi örneklerden de gördügünüz gibi bize siirle temin eden bir tükenmez hazinedir. Yüzeye yakin noktalarda gerçeklesen depremlerin sebep oldugu hasar daha büyük olmustur her zaman.
Yunusça düsünen ve Yunusça konusan bir Türkiye dilegiyle… Yunus Emre:(1238-1321)
Alaettin KÜÇÜKÖNER/TDE Ögrt.

GENÇLERLE ILETISIM NASIL KURULUR?

Iletisim, nitelikleri ne olursa olsun iki sistem arasindaki bilgi alis verisi
olarak tanimlanabilir. Burada en önemli olan nokta iletisimde bilgi aktariminin iki yönlü olmasidir. Bilgi aktarimi tek yönlü ise bilgilendirme,çift yönlü ise iletisim olarak adlandirilir. Dolayisiyla bireyler arasindaki her konusma iletisim olarak tanimlanamaz.
Ana babalarin çocuklarina, ögretmenlerin ögrencilerine birtakim emirler verip, karsi tarafin yani çocuklarinin yada ögrencilerinin tepkilerini dikkate almamalari iletisim olarak kabul edilemez. Anne babalar yada ögretmenler genelde gençlerle iletisim kurduklarini sanirlar. Ancak gençler konusurken ikaz,önerilerde bulunma,hatirlatma,yargilama gibi pek çok iletisim engelleri ile aslinda genci dinlemezler. Bu durumda genç kendini duyulmamis,anlasilmamis ve kendisi ile ilgilenilmemis hissederek iletisimi keser.
Peki genci dinlerken ne yapmaliyiz ?
?Sessizce dinlemeli ve bu davranisimizla onu kabul ettigimizi göstermeliyiz. Karsimizdaki bireyi kabul ettigimizi hissettirerek bizimle daha fazla sey paylasmasini saglamak için sessizlik güçlü bir sözsüz ileti olarak kullanilabilir. Hep konusan biz olursak karsimizdaki gencin duygularini ifade etme özgürlügünü kisitlamis oluruz. Burada bahsettigimiz pasif dinleme tabiki tüm iletisim boyunca degil belli araliklarla gencin kendini tam anlamiyla ifade edebildigi yere kadar kullanilmalidir. Bundan sonraki asamada ise karsimizdakini kabul ettigimizi gösteren, onu anlamamiza yardimci olan aktif dinleme yöntemidir. Bu yöntemde yargilama ve analize yer yoktur.
?Aktif dinleme karsimizdaki gencin söyledigini yada söylemek istedigini kendi kelimelerimizle ona geri iletme biçiminde kullanilir. Bu yöntemin püf noktasi kendimizi gencin yerine koyarak " Ben olsaydim ne hissederdim?" diye düsünmek ve gencin ifade ettigi duygulari isimlendirerek yansitmaktir.
Yani : Fizik dersini hiç anlamiyorum. (Genç ne hissediyor ? zorlanma )
Yanitimiz : Fizik dersi sana zor geliyor ...
Yargilama, ögüt verme, elestirme olmadan sadece onun yasadiklarini göz önüne alarak gencin ifade ettigi duyguyu isimlendirdik.

Iyi bir dinleyici olmak için neler yapmaliyiz ?


Öncelikle bedensel olarak karsimizdaki kisiyi dinlemeye hazir oldugumuza inandirmaliyiz. Elindeki gazeteye bakan,tirnaklarini törpüleyen yada yemek yapmak için kosusturan bir kisiye hangimiz bir seyini anlatmak isterki ?
Öncelikle konustugumuz kisi özellikle bir çocuk, ön-ergen ise onun boy hizasina inerek göz temasi kurmaliyiz. Yüz yüze olmada en az konusulan sey kadar yüz ifadesinden de mesajlar aliriz. Gözlerinin bugulanmasi,yüzün kizarmasi, gözleri kaçirma gibi pek çok sözsüz mesaji algilayabilmemize olanak saglar. Böylelikle söylenen seyle verilmek istenen mesaj hakkinda bilgi sahibi olmus oluruz.
Genci dinlerken ne gibi iletisim engellerini kullaniyoruz biraz da bunu inceleyelim.
Ögüt verme: Söyle yapma,böyle yap...
Çözüm getirme: Bunu böyle yapmada söyle yap
Yönlendirme : Üzülecegine otur da ders çalis
Yargilama : Sen zaten hep kolaya kaçarsin
Elestirme: Çocuk gibi davraniyorsun
Ad takma : Geri zekali,aptal
Soru sormak: Neden ?, niçin ?
Arastirmak: O sana ne dedi ?
Incelemek: Hanginiz önce söyledi ?
Teshis : Aslinda sen öyle demek istemiyorsun...
Tani koymak : Ben senin aslinda neden öyle yaptigini biliyorum
Tahlil etmek : Aslinda senin derdin baska...
Teskin : Aldirma bos ver
Teselli etmek : Düzelir canim,dert etme geçer,üzülme
Konuyu degistirmek : Baska seylerden konusalim
gibi farkinda olmadan kullandigimiz iletisim engelleri ile karsimizda bize bir
sorununu anlatmak isteyen gence :
Anlasilmamislik, savunmaya girme, haksizliga ugradigini hissetme, sorununun aslinda önemsiz ve saçma oldugunu düsünme, sinirlenme, direnç gösterme, isyan, çaresizlik, kizginlik vb. duygulari yasatiriz.
Oysa gencin yukarida saydigimiz pek çok iletisim engelindense en önce
dinlenmeye, kabul edildigini hissetmeye ihtiyaci vardir. Siz hiç bir çözüm getirme durumunda olmadan sadece sessizce dinleseniz bile gençte belli bir bosalima sebep olacaginiz için basarili olursunuz. Daha sonra aktif dinleme ile sadece ondan aldiginiz bilgileri daha sade biçimde ona yansittiginizda dinleniyorum,kabul ediliyorum mesajini gence verirsiniz. Konusurken sorununun çözümünü kendi kendine kesfetme olanagini da vermis olursunuz. Anlasildigini, kabul edildigini, kosulsuz sevildigini bilen bir gençle iletisim kurmak hiç de zor olmayacaktir. Dolayisiyla sorunlarda kavgaya, isyana,çaresizlige dönüsmeden rahatlikla çözülecektir.
MIMAR SINAN’IN SANATÇI DEHASI



nuriakkaya1972@mynet.com
Birkaç yil önce, Süleymaniye Camii'nin yikilma tehlikesiyle karsi karsiya kaldigi anlasilmis. Eger çözüm bulunamazsa, koca cami kisa bir zaman içinde yikilacakmis. Caminin tüm tasiyici yükü kemerlerindeymis. Bu kemerlerin ortalarinda bulunan kilit taslari zamanla asinmis.
Ama elde yazili bir proje olmadigi için nasil degistirilecegi bilinmiyormus. Hemen Türkiye’nin en yetkin mühendis ve mimarlarindan olusan bir heyet olusturulmus. Ortaya bir sürü fikir atilmis. Her kafadan bir ses çikmis ama sonuç alinamamis. Tartismalar sürerken caminin içinde büyük bir karmasa sürüyormus. Ülkenin çesitli bilim kuruluslarindan bir sürü mimar, mühendis kemerleri inceliyormus. Bu adamlardan biri ortalarda dolanirken, kazara, gizli bir bölme bulmus. Bölmede, üzerinde eski yazi olan bir not varmis. Uzmanlara inceletilen kâgidin orijinal oldugu belgelenmis. Bu kâgit parçasi bizzat Mimar Sinan’in imzasini tasiyan bir mektupmus. Mektupta yazilanlar tercüme ettirilince ortaya söyle bir metin çikmis. "Bu notu buldugunuza göre kemerlerden birinin kilit tasi asindi ve nasil degistirilecegini bilmiyorsunuz." Koca Sinan, kademe kademe, kilit tasinin nasil degistirilecegini anlatiyormus. Bu oyuk içinde yer alan bir sise ve sise içindeki notta söyle bir sey yaziyormus: "Her kim bu tas eskidiginde yenisiyle degistirmek isterse; eski tasin yerine takilacak yeni kilit tasinin iki tarafindan yagli iple tasi bir taraftan sokup öteki taraftan çeksin ve sonra ipin disarida kalan kisimlarini kessin". Heyet Sinan’in söylediklerini aynen yapmis. Süleymaniye Camisi böylelikle kurtarilmis. Bu mektup su an Topkapi Sarayi’nda saklaniyormus. Mimar Sinan 2 hem okuyalim hem bilgilenelim.
1950–1960 arasi bir tarihte insaat mühendisi, mimar ve jeofizikçilerden Bakanligi’ndan izin alarak ülkemizdeki tarihi yapilari incelemeye baslamis. Ayasofya’yi, Yerebatan Sarnicini filan gezdikten sonra sira Sinan’in kalfalik eseri Süleymaniye Camisi'yle Sinan’in ögrencisi Mimar Davut Aga’nin eseri Sultanahmet Camisi'ne gelmis. Japonlar bu camiler üzerinde günlerce inceleme yapmislar. Her geçen gün saskinliklari daha da artiyormus. Çünkü Japonlar daha ilk incelemede camilerin gevsek bir zemin üzerine insa edildigini anlamislar. Ama bunca yil, bu camilerde bir çatlak dahi olmamasina akil sir erdirememisler. Bunun üzerine Türkiye programinin gerisini tamamen iptal edip, bu iki cami üzerine yogunlasmislar. Arastirmalarinin sonucunda herhangi bir sarsinti sirasinda bu iki caminin sabitlenmedigini aksine yerinde oynayarak yikilmaktan kurtulabildigi ortaya çikmis. Minareleri incelediklerinde ise saskinliklari ikiye katlanmis. Minarelerin çok daha gelismis bir rayli sistem mekanizmasi üzerine oturtuldugunu ve her yöne yaklasik 5 derece yatabildigini görmüsler. Daha derin arastirma yapmak için Edirne'ye, Sinan’in ustalik eseri Selimiye Camisi'ne gitmisler. Oradaki olaganüstü sistemleri görünce iyice dumur olmuslar. Selimiye'nin tüm sirlarini aylarini harcayarak çözmüsler.

Japonya'ya döndüklerinde ise Sinan’in sirlarini uygulamaya sokarak sehirlerini Sinan’in kullandigi sistemlerle kurup muazzam gökdelenler dikmisler. Yani su an gelismis ülkelerin gökdelen yapiminda kullanilan çogu sistem, yüzyillar önce Sinan’in gelistirdigi mekanizmalarmis. Bir gün Selimiye Camii'ne girenler, kubbenin altinda bir Japon'un ayaklarini kibleye dogru uzatmis sirtüstü yattigini görmüsler. Tabii hemen Japon'u, "Burasi kutsal bir yer. Bu sekilde yatmak bizim inançlarimiza göre saygisizliktir. Lütfen oturun veya ayakta durun" diyerek uyarmislar. Ancak, Japon trans vaziyetteymis, gözlerini kubbeden ayirmadan söyle sayikliyormus: "Bu imkânsiz. Ben yillarin mühendisiyim. Bu kubbe var olamaz. Hayal görüyorum. Bu kubbenin orada o sekilde durmasi fizik ve matematik kurallarina aykiri. Bu imkânsiz, orada hiçbir sey yok, orada hiçbir sey yok..."
Selimiye camisisinin zemini gevsek toprakmis. Bu nedenle minarelerinin yakin zamanda yikilacagi fark edilmis. Uluslar arasi bir grup bilim adami toplanmislar. Nasil kurtaririz bu tarihi minareleri diye kafa kafaya vermisler. Sonuçta en son teknoloji olan metal kelepçelerle minarelerin temellerini sabitlemenin en iyi çözüm olduguna karar vermisler. Minarelerin temellerini açinca, koymayi düsündükleri kelepçelerin aynisiyla karsilasmislar. Mimar Sinan bilmem kaç yüzyil önce ayni seyi dusunmus megerse Mimar Sinan’in Selimiye Camii'nin kubbesini o genislige oturtmak için 13 bilinmeyenli bir denklemi matematigin bilinen 4 ana isleminden farkli besinci bir islem yaratarak çözdügü söylenir. Ayrica minarelerin serefelerine çikanlarin yolda birbirlerini görmemeleri ise büyük bir dehanin urunudur. Almanlar ayni sistemi meclislerinin önündeki dev kürede kullanmislar. Mimar Sinan bu sistemi 2 metre çapindaki minarelere yüzyillar önce monte edebilecek bir dehadir. Almanlarin dehasi ise, o çirkin metal yiginina Selimiye'den fazla turist çekebilmelerindedir..

ARASTIRMA :

Nuri AKKAYA /Metal Isl. Ögrt.

KAYNAK: M.Gürleyen GÖK
Devlet Istatistik Enstitüsü
Nüfus ve Mesken Istatistikleri Subesi

sabasismet@hotmail.com
MAZIYE YOLCULUK

Hatiralar güzeldir
Temiz berrak çekici
Aci çekmis gönülde
Hatiralar seçici

Yikik viran gönlümün
Duvarinda çizgiler
Geçmisten izler tasir
Sesi solmus ezgiler

Hatiralar çizgidir
Zamanin kucaginda
Rüzgar eser tül gibi
Sevginin ocaginda

Umutlar yeserirken
Ruhun derinlerinde
Hatiralar yasanir
Bir ani defterinde

Ufuklara çevrilmis
Saskin ve solgun gözler
Yüregimde sessizlik
Aci dolu bos sözler

 

Yillarin yorgunlugu
Yayilirken ruhumda
Silaya susuzlugum
Gezer damarlarimda

Gecenin sessizligi
Örtmüs tüm varligimi
Sevginin azizligi
Alir benim âhimi

Odamin kösesinde
Sinmis bir eski resim
Notasiz nagmelerde
Perisan olmus sesim

Masa üstünde duran
Boynunu bükmüs bir gül
Geçmisten izler tasir
Gül kokan simasinda

Odamda isli lamba
Dikmis bakislarini
Tavanda sekil çizer
Vurur ruhuma damga
Ismet SABAS
TDE öGRETMENI
14.12.1999/KARS

PULSUZ DILEKÇE
Sevgili Annecigim, Babacigim;
Bütün duygu ve düsüncelerimi dile getirebilseydim, size sunlari söylemek isterdim:
Sürekli bir büyüme ve degisme içindeyim. Sizin çocugunuz olsam da sizden ayri bir kisilik gelistiriyorum.
Beni tanimaya ve anlamaya çalisin.
Deneme ile ögrenirim. Bana ayak uydurmakta güçlük çekebilirsiniz. Oyunda, arkadaslikta ve ugraslarimda özgürlük taniyin. Beni her yerde, her zaman koruyup kollamayin. Davranislarimin sonuçlarini kendim görürsem daha iyi ögrenirim. Birakin kendi isimi kendim göreyim. Büyüdügümü baska nasil anlarim?
Büyümeyi çok istiyorsam da ara sira yasimdan küçük davranmaktan kendimi alamiyorum. Bunu önemsemeyin. Ama siz beni simartmayin. Hep çocuk kalmak isterim sonra. Her istedigimi elde edemeyecegimi biliyorum. Ancak siz verdikçe almadan edemiyorum. Bana yerli yersiz söz de vermeyin. Sözünüzü tutmayinca sizlere güvenim azaliyor.
Bana kesin ve kararli davranmaktan çekinmeyin. Yoldan saptigimi görünce beni sinirlayin. Koydugunuz kurallar ve yasaklarin hepsini begendigimi söyleyemem. Ancak, hiç kisitlanmayinca ne yapacagimi sasiriyorum. Tutarsiz davrandiginizi görünce hem bocaliyor, hem de bundan yararlanmadan edemiyorum.
Ögütlerinizden çok, davranislarinizdan etkilendigimi unutmayin. Beni egitirken ara sira yanlislar yapabilirsiniz. Bunlari çabuk unuturum. Ancak birbirinize saygi ve sevginizin azaldigini görmek beni yaralar ve sürekli tedirgin eder.
Çok konusup çok bagirmayin. Yüksek sesle söylenenleri pek duymam. Yumusak ve kesin sözler bende daha iyi iz birakir. “ Ben senin yasinda iken ...” diye baslayan söylevleri hep kulak ardina atarim.
Küçük yanilgilarimi büyük suçmus gibi basima kakmayin. Bana yanilma payi birakin. Beni, korkutup sindirerek, suçluluk duygusu asilayarak uslandirmaya çalismayin. Yaramazliklarim için beni kötü çocukmusum gibi yargilamayin.
Yanlis davranisim üzerinde durup düzeltin. Ceza vermeden önce beni dinleyin. Suçumu asmadigi sürece cezama katlanabilirim. Beni dinleyin. Ögrenmeye en yatkin oldugum anlar, soru sordugum anlardir. Açiklamalariniz kisa ve özlü olsun. Beni yeteneklerimin üstünde isleri zorlamayin. Ama basarabilecegim isleri yapmami bekleyin. Bana güvendiginizi belli edin. Beni destekleyin; hiç degilse çabami övün. Beni baskalariyla karsilastirmayin; umutsuzluga kapilirim.
Benden yasimin üstünde olgunluk beklemeyin. Bütün kurallari birden ögretmeye kalkmayin; bana süre taniyin. Yüzde yüz dürüst davranmadigimi görünce ürkmeyin. Beni köseye sikistirmayin; yalana siginmak zorunda kalirim. Sizi çok bunaltsam bile sogukkanliliginizi yitirmeyin. Kizginliginizi hakli görebilirim, ama beni asagilamayin. Hele baskalarinin yaninda onurumu kirmayin. Unutmayin ki ben de sizi yabancilarin önünde güç durumlara düsürebilirim.
Bana haksizlik ettiginizi anlayinca açiklamaktan çekinmeyin. Özür dileyisiniz size olan sevgimi azaltmaz; tersine, beni size daha çok yaklastirir. Aslinda ben sizleri oldugunuzdan daha iyi ve daha degerli görüyorum. Bana kendinizi yanilmaz ve erisilmez göstermeye çabalamayin. Yanildiginizi görünce üzüntüm büyük
olur.
Biliyorum, ara sira sizi üzüyor, belki de düs kirikligina ugratiyorum. Bana verdikleriniz yaninda benden istediklerinizin çok olmadigini da biliyorum. Yukari da siraladigim istekler size çok geldiyse birçogundan vazgeçebilirim; yeter ki beni ben olarak seveceginize olan inancim sarsilmasin
Benden “ Örnek Çocuk “ olmami istemezseniz, ben de sizden kusursuz ana-baba olmanizi beklemem. Sevecen ve anlayisli olmaniz bana yeter.
Sizin çocugunuz olarak dogmak elimde degildi. Ama seçme hakkim olsaydi, sizden baska kimsenin çocugu olmak istemezdim.
Sevgiler Çocugunuz ...
Atalay YÖRÜKOGLU

BILINÇLI GENÇLIK
Toplumlari, tarihin yasanmamis sayfalarina tasiyacak olanlar, sahip olunan genç beyinlerdir. Yasam zincirinin en önemli halkasini teskil eden gençlik, yalniz geçmisle gelecek arasinda bir köprü degil; ayni zamanda iki kusak arasi bir sentez, kültürü yansitan aynadir. Bilinç, bireyin kendi davranislariyla çevresinde olup bitenleri sezme becerisidir. Bilinçli gençlik ise toplumlarin gelecege dair beslemis olduklari umutlar silsilesinin vücut bulmus seklidir.
Bir Ingiliz atasözünde “Herkes kendi geleceginin mimaridir.” der. Yasanilan çagin kosullari düsünüldügünde bu söze istirak etmemek, kendimizden soyutlamak gibi bir lüksümüzün olmadigi asikârdir.Her alanda ve anlamda kendisini gelistiren, bu ugurda okuyan, arastiran, sorgulayan, olaylari neden-sonuç iliskileri ile kavrayabilen; karsilastiklarinin farkina varmada sikintiya düsmeyen, kendisini sürekli yenileyen, kararli, atak bir gençlik uluslarin en çok ihtiyaç duyduklari degerlerdir.
Sürekli degisen ve gelisen bir dünya düzeninde temelleri saglam zemine oturtulmus bir millet olarak yer alabilmemizin yegâne nedeni, en büyük güvencemiz, olan bilinçli gençligin tesekkülünde toplumun her kesimine görevler düsmektedir.Bu anlamda ilk ve en etkin rol hiç süphesiz aile kurumuna düsmektedir.Ebeveynler, çocuklarini yetistirirken içinde bulunduklari zamanin sartlarini düsünmeden, beklentileri ve ihtiyaçlari gözetmeden hareket etmemelidirler.Onlari hayata hazirlarken basvuracaklari egitim seklinde izleyecekleri yol, kendilerine güven duymayi, yanlisa düsmemeyi; mümkün oldugunca az hata yapmayi saglayacak sekilde ögretici olmalari süphesiz dogru olan davranis ve egitim metodu olacaktir.Egitim yuvalarimiz olan okullarimizda da bireyi yetistirirken kaliplasmis, tekdüze anlayisa dayali egitim yerine; bilgi merkezli, yorum gücüne dayali, anlasilir, net ve akici ifade tarzina yönlendirici; bununla birlikte kitaplari sevdirici, okumayi özendirici; arastiran, sorgulayan nesli yetistirmeye amaç edinen ögretim teknigi uygulanmalidir.Bu noktada ”Egitim çocuga saygiyla baslar.”diyen Emerson’a katilmamak mümkün degildir.Yararli ve yetenekli nesil yakalanmasi ugruna kisilerin onurlarini zedelemek egitimle bagdasmaz.
Günümüz sartlarinda gençlerin uluslar arasi dengeler açisindan da ne denli önemli olduklari görülmektedir. Öyle ki dünya üzerinde her zaman önde olmak isteyen rekabet halinde bulundugu devletlere daima üstünlük kurmayi amaçlayan ülkelerin hedeflerinde mütemadiyen saglam bir gençlik kitlesi olusturmaktir.

Gençlerimiz farkinda olmadan birtakim dis etkenler vesilesiyle gerçekçi yasamdan uzak tutulmaya çalisilmakta böylece ülke gerçeklerinden bîhaber tutulmaktadirlar. Eglence kisvesi altinda onlari gerçek dünyadan koparan, çesitli sektörler araciligiyla akla-mantiga savas açarcasina bulduklari ve tamamen zaman öldürücü; ancak bundan da önemlisi genç zihinlerin bilgi çemberinden uzak durmalarini saglayan ugrasilar yine amaçli çikarim düsünen fikirlerin eseridir.
Bütün bu olumsuzluklardan siyrilmanin, kalici olabilmenin yolu gençligin bilinçli hâle gelmesiyle mümkündür. Burada büyük tasavvuf sairi Yunus EMRE ‘nin
“Ilim ilim bilmektir./ Ilim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin/Ya nice okumaktir.”
dizelerine deginmeden geçmek pek dogru olmayacaktir. Bilinçli bir nesil öncelikle kendini bilen, gâye-hedef bütünlügünü saglayan, ufku genis ve insanî degerler ile dil, inanç, hayat felsefesi bulunan fertlerle saglanacaktir.
Diogenes ‘in “Tek iyi sey bilgi, tek kötü sey de bilgisizliktir.” sözü gençlerin yalnizca bilgili bireyler olmalarinda degil; üyesi bulunduklari uluslarin kalicigi noktasinda da önemlidir. Bu önemi algilamayi basaran ve duyarlilik noktasinda zâfiyete düsmeyecek gençlere sahip bulunan milletler varliklarinin devamliligini simdiden garanti altina almislar demektir.
Sevgili genç arkadaslarim, söylenmesi gerekenler düsünüldügünde, elbette belirttigimiz daha dogrusu sinirli da olsa degindigimiz konular kapsami bakimindan bu satirlarin daha onlarcasina gebedir. Ama nihai amaç gözler önüne serildiginde hiç deginmemis olmaktansa bu kadari da bizler için bir kazanç sayilmalidir.
Bilinçli gençlik ümidiyle…
Hasan ALSAÇ
Türk Dili ve Edebiyati ögretmeni

Bir Destandir Çanakkale
Çanakkale, bir milletin saha kalkisi… Çanakkale, Ergenekon’dan demir dagini eriterek çikan Türk Milleti’nin çelik yiginlara karsi, iman dolu yüregiyle mücadelesi…
Bir ruhtur Çanakkale… Bir yürektir Çanakkale, öyle bir destandir ki Çanakkale; kalemlerin yazmasi imkânsiz… O, ancak sehit kaniyla yazilan, imanla süslenen, vatan askiyla sahlanan Yüce Türk Milleti’nin 20.yüzyil destanidir.
Simdi biraz savasin gidisati ve sonucuyla ilgili bilgi vermek istiyorum;
1830–1848 sanayi inkilâbi sonrasi Avrupa’da sömürgecilik yarisi hiz kazanmisti, sanayilesen bati hammadde ve pazar arayisina girdi. Almanya ve Ingiltere arasinda ki bu yaris, kisa zamanda kutuplasmalara sebep oldu. Sonuçta dünyanin görmüs oldugu en kanli savas patlak verdi. I.dünya savasi ittifak ve itilaf devletleri arasinda çok çetin bir sekilde cereyan etmekteydi. Ittifak devletlerinin basini çeken Almanya Osmanli’nin savasa girmesini, Itilaf devletleri ise Osmanli’nin savas disi kalmasini istiyorlardi. Ittihat ve terakki yönetimi Osmanli’nin savasa Almanya tarafinda savasa girmesini kaybettigi topraklari geri almak ümidiyle uygun buldu. Osmanli tüm dehseti ile I. Dünya Harbine girmis(1914) ve tüm cephelerde varlik mücadelesine girismisti.
Bu savasin en can alici kismi ise Çanakkale’dir. Itilaf devletleri Osmanliyi savas disi birakmak, Rusya’ya yardim etmek ve Almanya’yi güney ve kuzeyden kusatmak için tüm güçleriyle Çanakkale’ye 18 Mart 1915’te saldirdi. Ama Türk Ordusu geçit vermedi, Koca Seyit Bir top mermisiyle (275 kg. Seyit’in 4 kati agirligindadir) düsmanin amiral gemisini baliklara yuva yapmis alasagi etmistir. Denizden geçemeyen “tek disi kalmis canavarlar” Gelibolu üzerinden kara savasini baslatmislar ama her karis vatan topragini onlara Mehmetçik mezar etmistir. Anafartalar, Conkbayiri ve Ari burnu’nda Mustafa Kemal ve Mehmetleri vatanin asla çignetilmeyecegini ispat etmistir.
Öyle bir savastir ki bu… Ingilizler Türk askerinin üzerine çiviler atmis, Zehirli gazlarla binlerce Mehmetçigi sehit etmistir ama yine “Tek disi kalmis canavarlar.” galip gelememistir. General Hamington :”Bu Türkleri Cenabi Allah’larindan nasil ayiracagiz “diyerek aczi yetini ifade etmistir. Çörçil ise” Biz Türklerin Allahlariyla savastik ve dogal olarak yenildik” diyerek Mehmetçigin tokadinin nereden ve nasil geldigini anlatmaya çalismistir.

Sonuçta Çanakkale geçilememis, Rusya savastan çekilmek zorunda kalmis ve Türkün vatanini asla çignetmeyecegi dosta düsmana gösterilmistir.
Sevgili gençler, bu vatana kaniyla teriyle 15 yasindan 80 yasina kadar Hasanlar, Mehmetler, Aliler, Emineler. Fatmalar… Yani sizin, yani bizim, analarimiz atalarimiz bu vatana Çanakkale ‘de kanlarini feda etmislerdir.
Ey Türk Istikbalinin Evladi; dünyada hiçbir millet yoktur ki evladini vatana sehit olsun diye gönderirken eline kina yakmaz, askere gönderirken haydi ogul ya gazi ol ya sehit diye ugurlamaz… Iste Kinali Hasan…
1915..Yüzbasi Sirri siperleri gezerken Mehmetçiklerden birini görür saçinin bir kismi kinalanmistir,Yüzbasi sorar:Hiç erkek kinalanir mi?Mehmetçik:Buraya gelmeden evvel anam kinalamisti kumandanim ,der.Kumandan anana sor bakalim neden kinalamis saçini? Anasindan cevaben mektup gelir:
“Ey gözümün nuru Hasan’im.
Köyümüz de rahat rahat oturalim mi? Vatan sevgisi içimizde yaniyor. Sen ecdadindan asagi kalamazsin… Ben senin anan isem, beni ve seni Allah yaratti, vatan büyüttü. Allah bu vatan için seni besledi, bu vatanin ekmegi iliklerinde duruyor…
Sen bu ailenin seçilmis kurbanisin… Hasanim söyle zabit efendiye… Bizim köyde kurbanlik ayrilan kurbanlar kinalanir… Ben de seni evlatlarim arasindan kurban adadim. Onun için saçini kinalamistim…
El-hükmü billâh seni Ismail peygamberin yolundan ayirmasin.
Seni simdiden melekler rahmetle anacaktir.
Gözlerinden öperim, anan Hatice…
Kinali Hasan bu mektubu aldiktan üç gün sonra vatana kurban olmustur.
Ey Türk genci; Sevgili Ögrencilerim, Çanakkale’nin geçilemeyecegini ecdat ispat etmistir, onlarin torunlari olarak bizler acaba birer Kinali Hasan, birer Seyit Onbasi, birer Mustafa Kemal olabiliyor muyuz? Onlara layik miyiz?
Çanakkale… Geçilmez… Geçilmedi… Geçilmeyecek…

Ihsan BALTA
Tarih Ögretmeni

METAL ISLEME SANATI


omerortakas@hotmail.com
TANIM
Metallerin sicak ve soguk olarak islenmesi, sekillendirilmesi ve bu is ve islemlerle ilgili kaynak islerinin yapildigi sanattir.

GÖREVLER

Çesitli makine ve cihazlari üreten fabrikalarda sicak ve soguk metallere sekil verir. Kaynak islemleri yapar. Bunun için;
- Metale verilecek sekli belirler,
- Metalin niteliklerini inceler, dayaniklilik derecesini belirler,
- Metalin hangi yöntemle sekillendirilecegini belirler,
- Sicak veya soguk metalleri iki yüzey arasina koyup sikistirarak
sekillendirir,
- Saç levhalari, çelik çubuklari isitir ve bunlari, döverek, bükerek sekil
verir,
- Metal borulari kaynak teknigi ile birbirine ekler,
- Degisik pozisyonlarda degisik isleri elektrikle ok si gaz kaynagi yapar.

KULLANILAN ALET VE MALZEMELER

- Kaynak makinesi ve kaynakçi aparatlari,
- Çekiç, sekillendirme aletleri,
- Demir parçalari, saç, çelik çubuk vb.,
- Giyotin makas,
- Presler,
- Hidrolik testere,
- Daire testere,
- Kollu makas
- Silindir,
- Kenet bükme makinesi
- Matkap tezgahi,
- Bireyiz,
- Zimpara tasi,
- Spiral,
- Tav ocaklari,
- Oksijen tüpü,
- Asetilen tüpü (asetilen kazani)
- Salome takimi
- Oksijen kaynagi aparatlari (gözlük, önlük vb.).


MESLEGIN GEREKTIRDIGI ÖZELLIKLER

Metal isleri teknikeri olmak isteyenlerin;
- Fen bilimlerine özellikle fizik ve kimyaya ilgili ve bu konularda basarili,
- Sekil ve uzay iliskilerini görebilme,
- El ve gözü esgüdümle kullanabilme,
- Sekilleri tasarlayabilme yetenegine sahip,
- Bedence dayanikli kimseler olmalari gerekir.

ÇALISMA ORTAMI VE KOSULLARI

Metal isleri teknikeri tozlu, dumanli ve oldukça gürültülü ortamlarda, genellikle ayakta görev yapar. Görev sirasinda birinci derecede nesnelerle ilgilidir. Zaman zaman isçilerle, teknisyenlerle ve mühendislerle iletisim halindedir.


ÇALISMA ALANLARI VE IS BULMA OLANAKLARI

Metal isleri teknikerleri;
Kamu sektörüne ve özel sektöre ait, metal ve makine üreten fabrikalarda görev alabilirler.
Kendi özel isyerlerini açabilirler.
Sanayilesme yolunda gelisme gösteren ülkemizde agir sanayi ve bunun yan kollarindan biri olan metalcilik de gelisme göstermektedir. Bu da metal isleri teknikerlerine genis bir is olanagi saglamaktadir
Ömer ORTAKAS
Metal Isl.Ögrt.

BAYRAK
Ey mavi göklerin beyaz ve kizil süsü,
Kiz kardesimin gelinligi, sehidimin son örtüsü,
Isik isik, dalga dalga bayragim!
Senin destanini okudum, senin destanini yazacagim.

Sana benim gözümle bakmayanin
Mezarini kazacagim.
Seni selâmlamadan uçan kusun
Yuvasini bozacagim.

Dalgalandigin yerde ne korku, ne keder...
Gölgende bana da, bana da yer ver.
Sabah olmasin, günler dogmasin ne çikar:
Yurda ay yildizinin isigi yeter.


Savas bizi karli daglara götürdügü gün
Kizilliginda isindik;
Daglardan çöllere düstügümüz gün
Gölgene sigindik.

Ey simdi süzgün, rüzgârlarda dalgali;
Barisin güvercini, savasin kartali
Yüksek yerlerde açan çiçegim.
Senin altinda dogdum.
Senin altinda ölecegim.

Tarihim, serefim, siirim, her seyim:
Yer yüzünde yer begen!
Nereye dikilmek istersen,
Söyle, seni oraya dikeyim!
Arif Nihat ASYA

“Dur yolcu! Bilmeden gelip bastigin bu toprak
Bir devrin battigi yerdir.Egil kulak ver,
Bu sessiz yigin bir vatan kalbinin attigi yerdir.”

ÇANAKKALE GEZÝ NOTLARI
Çanakkale’ye gidip de oradaki sehitlikleri, abideleri, müzeleri,
siperleri ve diger savas unsurlarini yerinde gören bir insanin etkilenmemesi mümkün degil.Bu gezi sonunda görmek ve duymak arasindaki farki daha iyi kavradim.Bizler yillarca Çanakkale’yi ve orada meydana gelen savasi ve kazanilan zaferi anlamaya çalistik.Hep hayallerimizde canlandirdik.Simdi savas yerlerini görerek daha iyi anlayacaktik.
Oralari görmek heyecaniyla yola çiktik.Çanakkale’de bizleri yetkililer karsiladi.Bir rehber esliginde gezi basladi.Gezi plâni çerçevesinde ilk ugrak yerimiz Truva ati oldu. Daha sonra sirasiyla “Nusret Mayin Gemisi” ve ” Kilitli Kalesi” gezildi. Bu gezilen geminin bire bir maketiydi. Sanki her an bir emir gelecek hareket edecekmis gibi bekliyordu. Bir yandan geziyor öte yandan rehberin anlattiklarini dinleyerek olayi daha iyi kavramaya çalisiyorduk.

Feribotla Gelibolu’ya geçtik.Gelibolu’da Kum Kale’yi daha sonra Onbasi Seyit anitini gezdik.Adina anit dikilen Onbasi Seyit’in yaptigi kahramanlik anlatilirken o günü adeta tekrar yasiyorduk.Normal olarak kaldirilmasi imkansiz olan 275’ kg agirligindaki top mermisini kaldirip topun agzina yerlestirmesi manevi bir güç ve vatanseverliliginin birer sonucu olmaliydi.Gezimiz devam ederken kafamizda savasin korkunç dehseti beliriyordu.Sanki savas devam ediyor gibi heyecanini iliklerimize kadar hissediyorduk.Anafartalar ve Conkbayiri bizlere bir baska heyecani yasatiyordu.Özellikle siperleri dolasirken savasin acimasizligini bir kez daha yasiyor gibiydik.Çanakkale’nin her yerinde ayri bir heyecan vardi.Sehitligi gezerken duygulanmamak elde degildi. Mezar taslarinin üzerinde sehitlerin isimleri, yaslari ve memleketleri yaziyordu. 19’dan baslayan yaslar, 20’li rakamlari geçmiyordu. Memleket isimleri ise bütün Anadolu’yu kusatmisti.Hatta Kafkasya’yi, Orta Asya’yi bile içine aliyordu. Sehitler diyari Çanakkale’de henüz el degmemis ve de kesfedilememis daha nice sehit mezari var; Allah bilir... Bu duygularla sehitlikten ayrilarak müzede saklanan savas unsurlarini görmeye gittik. Müzede dikkatimi çeken savas esnasinda havada çarpisarak yere düsen mermiler oldu.Bu durum savasin mermi yagmuru altinda gerçeklestiginin birer kanitiydi. Savas araç ve gereçleri,siperler, ve bu vatan ugrunda canini veren sehitlerimiz savasin boyutunu ortaya koyuyordu.
Gezimizi, meshur Çanakkale âbidesini ve yeni bir düzenleme ile her birinin üzerine “Mehmet” yazilan sembolik mezar taslarini ziyaret ederek bitirdik.
Güven BUGRUL/11- E
BIR ÖGRETMEN OLARAK HZ MUHAMMED(SAV)

Cehaletin tüm dünyayi bir çöl firtinasi gibi kasip kavurdu zamanlarda açmisti o en nadide çiçek .Gönüllere mutluluk ve huzur meltemleri estiren ,gül rayihasiyla gönülleri mest eden sevgiliydi o. çölde açan en mukaddes çiçekti ruha safa idi, MUHAMMED MUSTAFA(SAV) di o.

Onu anlamak onu anlata bilmek... O ancak saglam bir kalp ile anlatabilmek, siradan bir kalemle degil.Odipdiri bir yürekle anlatilir,maleyani bir emekle degil O gönülle anlatilir,dille degil.Laikiyle anlatabilmek elde degil eksiklik bizdendir onun askiyla yanmamis gönüllerimizdedir.
Simdi ona gel diyor zamani sairleri ’Gel efendim! gel ey nebi!’diyorlar. Ona gel! Denirmi ey canlar ona ancak gidilir. Çagrilmaz ona ancak varilir. Ama ona varmak için yürekle köz, dilde söz en önemliside yüz ister yüz.
‘O da bir insandi’ diyorlar. Evet o da bir insandi ama siradan bir insan degildi. Sairin dedigi gibi o yakuttur,elmastir.Elbette yakutta elmasta tastir ama siradan bir tas degil.
VE O BIR ÖGRETMEN!
Evet o en güzel vermelerin en güzel sevmelerin ögretmeni!
‘Ben size muallim olarak gönderildim’ buyuran bir ögretmen. Vakit yine mutluluk çagi. Kendisine sirkeden baska ikram edecek bir seyi olmayan ev sahibinin mahcup olmamasi için ‘sirke ne iyi katik!sirke ne iyi katik!sirke ne iyi katik!’buyurarak ev sahibinin gönlünü alan NEZAKET ÖGRETMENI!

Sahibinin yordugu,eziyet ettigi bir devenin kainatin efendisini görünce inler bir sekilde insan gibi aglamaya baslamasi üzerine deveyi sevkatle oksayan göz yaslarini mübarek elleriyle silen,hayvana bile merhabetini esirgemeyen merhametli bir ögretmen!Besledigi kusun ölmesi üzerine çok üzülen bir çocugun evine kadar giderek tekin eden çocuklara karsi son derece hassas sevkati bol bir ögretmen.Evet o bir ögretmen güzel ahlaki ögretmesi,en güzel edeplere sahip olmaya çagirmasi fakir ve yetimlere yardim etmeye tesvik etmesi, muminlerin birbirini sevmesini,birbirlerini sevmedikçe cennete giremeyeceklerini telkin etmesiyle en önemliside söylediklerinin tamamini yasamasi ve yasatmasiyla samimi bir ÖGRETMEN!
‘Ilim ögrenmek her Müslümana farz dir’ buyurarak tarihin hiçbir döneminde görülmemis sekliyle ilme önem veren, kutlu ilimlerin sahibi ümmi bir ögretmen.O bir ögretmen tüm zamanlarin esini görmedigi, bir daha göremiyecegi dünyanin en güzel ÖGRETMENI!
Daima bagislamasi bol, yumusak huylu kalbi güzel, kimseyle çekismeyen, kimseye bagirip çagirmayan kötü söz söylemeyen, kimseyi ayiplamayan, umani umutsuzluga düsürmeyen, hiç kimseyi ne arkasindan ne de yüzüne karsi kinamayan ayiplamayan, hiçbir kimsenin kusurunu arastirmayan hilmin efendisi sabrin zirvesi...
Yani hayati sevaplar kadar güzel yasayan, güzel bir ögretmen.O bir ögretmen, HZ.Ebu Bekir gibi sadik HZ.Ali gibi samimi dostlar yetistiren gercek dostlugun ögreticisi bir ögretmen.Kainatin en güzel ÖGRETMENI!...
Anamiz ,babamiz, tatli canimiz, arabamiz,makamimiz,cep telefonlarimiz, en çok beraber oldugumuz televizyonlarimiz, dizi filmi kahramanlarimiz, gezmelerimiz,tozmalarimiz ve daha nice içimize giren çagdas Züleyhalarimiz!...
Sana feda olsun EY PEYGAMBER diye bilecek diller, dilimizin dedigini tutacak saf gönüller dilegi Ile.......................
HACI KIRAZ
Din Kült ve Ahlak Bil. Ögrt.
BIR ÇOCUGUN MELEGI
Bir zamanlar Dünya’ya gelmeye hazirlanan bir çocuk varmis.Bir gün Tanri’ya sormus:
_Tanrim beni yarin Dünya’ya gönderecegini söylediler, fakat ben o kadar küçük ve güçsüzüm ki orada nasil yasayacagim?
_Tüm meleklerin arasindan bir tanesini senin için seçtim.O seni bekliyor olacak ve seni koruyacak.Melegin her gün sana sarki söyleyecek ve gülümseyecek.Böylece sen onun sevgisini hissedecek ve mutlu olacaksin.
_Peki, insanlar bana bir sey söylediklerinde dillerini bilmeden söylenenleri nasil anlayacagim?
_Melegin sana dünyada duyabilecegin en güzel sözcükleri söyleyecek,sana konusmayi dikkatle ve sevgiyle ögretecek.
_Peki, Tanrim ben seninle konusmak istersem ne yapacagim?
_Melegin sana ellerini açarak nasil dua edecegini ögretecek.
_Dünya’da kötü adamlar oldugunu söylüyorlar, beni kim koruyacak?
_Melegin seni kendi hayati pahasina olsa bile koruyacak..
_Fakat ben seni bir daha göremeyecegim için çok üzgünüm.
_Melegin sana sürekli benden söz edecek ve bana gelmenin yollarini ögretecek.
O sirada cennette bir sessizlik olur ve dünyanin sesleri cennete gelmeye baslar.Çocuk gitmek üzere oldugunu anlar ve son bir soru sorar:
_Tanrim, eger gitmek üzere isem lütfen çabuk söyle, benim Melegimin adi ne?
_Meleginin adinin önemi yok yavrum sen onu ANNE diye çagiracaksin.
Hilal ÖZER
11/E
 
KALBIM AVUÇLARINDA
ANNEM;

Canim annem benim için sen, yasamin tam kendisi demeksin. Soluk almam, gülmem, aglamam,sevinmem,üzülmem demek.Sen benim yaz yagmurum,kis günesim,
Bahar müjdem demeksin…

Allah’in bana verdigi en güzel armaganim sen olduguna inaniyorum annecigim. Seninle her seyimi paylasiyorum.Seninle gülüyor,seninle agliyor,seninle heyecanlaniyorum.Senin gözüne düsen benim kabusum oluyor.Bazen üzüyor beni özlemin,bazen sevindiriyor yanagima koydugun koca öpücük.Ya da basucuma ilistirdigin minicik bir not…Bir daha dünyaya gelsem yine senin kizin olmak isterdim hiç düsünmeden.

Ve dualarim hep senin üzerine annem.Senin yasamani hayal ettigim güzel bir gelecek üzerine.Çocuk kalbimi verdim senin avucuna bekliyorum öylesine.Canim annem,yürekli,en bagislayici, en hosgörülü annem gözündeki bir damla yas, benim için baharin sonbahara dönüsmesi demektir.

Sen benim için örnek alinacak bir yürek, tüm yasamim için annesi, gurur ve onur kaynagisin.Senin kizin oldugum için kanatlanip uçmak,sevinç çigliklari atmak istiyorum.Hayat bazen sevdiklerimizi yaprak dökümü misali alip götürüyor bizden uzak diyarlara. Canimizi en derinden acitiyor böylesine acimasizca.Dilerim ki anne hayat seni bizden alip götürmez bilinmeyen diyarlara.
Canim anneme en derin sevgilerimle…


NECLA TURAN
BILGISAYAR BÖLÜMÜ
11-E 199

SANAT VE SANAT GITIMI

Sanat, insanligin tarihi kadar eski bir kavramdir. Aslinda insanlarin ortaya çikisi ile sanat etkinlikleri dogmustur. Insanlar ilk önce kendilerini ifade etmek amaci ile yasantilarini, korkularini, duygularini, inançlarini sembollestirerek magara duvarlarina resmetmislerdir. Magaralardaki bu izler M.Ö. 30.000 yil öncesine kadar dayanmaktadir.
Dilin nasil dogdugunu bilmedigimiz gibi, sanatinda nasil dogdugunu bilmiyoruz. Eger tapinak ve ev yapimi; resim, heykel, dokuma gibi etkinlikleri sanat sayarsak dünyada sanatçini bulunmadigi tek bir topluluk yoktur diyebiliriz. Eger sanat deyince, müze veya sergilerde görülen esine az rastlanir etkinlikleri anliyorsak; bu özel anlamin çok yakin tarihlerde ortaya çiktigini görmekteyiz. Su anki sanat eserlerindeki özgünlügü, farkliligi, yaraticiligi ilkel sanat eserlerine borçlu oldugumuzu hiçbir zaman unutmamakta fayda vardir.
XIX.y.y. sonlarina kadar sanat kavraminin kesin bir tanimini yapmak mümkün degildi.Bu tarihten itibaren sanat kavrami konusunda bazi tanimlar yapilmaya baslanmistir.
Bazi otoriteler önemli bir iletisim araci olan sanat insanlarin, doga karsisindaki duygu ve düsüncelerini çizgi, renk, biçim, ses, söz ve ritim gibi araçlarla güzel ve etkili bir biçimde, kisisel bir üslupla ifade etme çabasindan dogan ruhsal bir faaliyettir diye tanimlamistir.
Schiller sanati, insanin özgürlük dünyasinin ortaya çikmasini saglayan önemli bir araçtir. Seklinde tanimlar.
Herbert Read ise sanat için; hayata uygulanan bir mekanizmadir, onsuz varliklar dengesini kaybeder. Toplusal, ruhsal bir karmasiklik içine girerler diye açiklar.
“Güzel sanatlarin biçimsel olarak özelliklerine, kullandiklari yöntemleri, araç-gereç ve amaçlarina göre siniflandirilir. Bu anlamda sanat türlerini genel olarak asagidaki sekliyle siniflandirabiliriz.
1-Isitsel Sanatlar
2-Görsel Sanatlar
3-Ritimsel Sanatlar”

Aslinda sanat kadar sanat egitiminin de toplumlar için büyük bir önemi vardir. Sanat egitiminin amaç ve gerekliliginin özünde insan ruhunun yüceltilmesi, insanin özgürlesmesi bireylerin ruhsal gereksinimlerinin doyurulmasi, dengeli, çagdas, duyarli bir toplum yaratilmasi çabasi güdülür. Bu güdü dogrultusunda sanat egitimi ile kendini iyi ifade eden, özgür, yaratici, üretken, yeteneklerini gelistiren duygularini ve düsüncelerini gelistirip ifade edebilen bireyler yetistirilmesini saglamaktadir. Bireylerin toplumlari meydana getirdiklerini hatirlayacak olursak ayni niteliklere sahip uygar bir toplum yaratma hayalinde sanat ve is egitimi ile gerçeklestirilebileceginin bilinmesi gereklidir. Bu niteliklere sahip toplum ve ülkeler olusturabilmek için;
Gelismislik düzeyleri ne olursa olsun tüm toplumlar ve ülkeler için sanat egitimi önemli bir gereklidir. Sanayilesme, hizla gelisme ve sürekli kentlesme bireylerde ve toplumlarda sikintilara neden olmaktadir. Makinelesme, tekdüze yasamin getirdigi yasam bireylerde; kendilerini gelistirmelerinde, ifade yaratma süreçlerinde, ilgili ve isteklerinde kisitlamalar oldugunu göstermektedir.
Böylelikle günümüzde duyarli, dengeli ve saglikli bir toplum en önemli kosullardan birisi
“SANAT EGITIMIDIR”.
Sanat egitiminin önemini bu kadar anlatirken bu konuda A.E.M.L. önemini de vurgulamadan geçmemek gerekir. E.M.L. tam anlamiyla bir sanat egitimi veren bir okul degildir. Fakat sanat egitiminin bir takim islevleri olan;
• Teknik bilgi ve beceri kazandirmak,
• Arastirici, inceleyici, sorgulayici bir kimlik kazandirmak,
• Olasiliklari tahmin edebilme gücünün kazandirilmasi
gibi sanat egitiminin bir takim islevlerini yerine getirmeyi amaçlamaktadir.
Elçin KÖSE
Çinicilik ve Seramik Ögrt.
DÜNDEN BUGÜNE EGITIM
Tarih boyunca egitimin birçok tanimi yapilmistir. Egitim bir süreçtir.Bireyin istendik yönde meydana getirdigi davranis degisikligi sürecidir.Kimilerine göre karmasik bir süreçtir.Ne kadar karmasik bir süreç olsa da insanin yasami boyunca devam eden bir süreç olmasi dolayisiyla önemlidir.
Geçen yüzyilin baslangicindan bugüne kadar insan hayatinda önemli gelismeler yasanmistir. Bunlardan ilki ve en önemlisi teknolojik gelismedir. Insan hayatini kolaylastiran ve hayatin her safhasinda kendini gösteren telefon, radyo, televizyondan sonra geçen yüzyilin özellikle ikinci yarisindan itibaren bilgisayarlar gerek insanlar gerekse ülkeler ve kitalararasi iletisimi çok hizlandirmistir. Bas döndüren bir hizla gelisen teknoloji sayesinde dünyanin herhangi bir yerinde meydana gelen bir gelismeyi tüm dünyanin gündemine tasiyabilmektedir. Teknoloji araciligiyla bilgiye ulasmak kolaylasirken, teknolojiye sahip olan ve onu kullanilabilir hale getiren, digerlerine göre avantajli duruma gelmistir.
Geçmisteki en degerli insan tipini olusturan çok bilen insan, yerini bilgiyi gerektiginde nerede, nasil bulabilecegini bilen insana birakmistir. Eskiden beri bilinen bilginin degismez ve kalici olduguna inanan insan tipi, yerini bilginin kisa zamanda degisip eskidigi bu nedenle sürekli yeni pesinde kendini durmadan gelistirmeye çalisan insan tipine birakmistir.
Geçmis yüzyillara ait olan itaatkâr, uslu çocuk kavrami, kendi kendine yetebilen, karar verebilen, kararlarinin sonucuna katlanabilen, hak ve sorumluluklarini dengeli bir sekilde tasiyabilen insan yetistirme kavrami ile yer degistirdi.
Bilimsel gelismelere açik olan bireyler her zaman için kendilerini gelistirebilirler. Yasantimizin her safhasinda kendini hissettiren bilgisayar ve internet bilgiye ulasmada en önde gelen araçlardir. Ancak buna mukabil kitap okuma aliskanligimizda da bir gerileme söz konusudur.
Ismet SABAS
TDE Ögrt.

BAMBU AGACI

Basarinin sartlari her zaman çok basittir. Bir süre için çalisin, bir süre tahammül edin. Her zaman inanin ve hiçbir zaman geri dönmeyin.
Çin Bambu agacinin yetismesi, olumluda israr için güzel bir örnektir. Çinliler bu agaci söyle yetistirirler:
Önce agacin tohumu ekilir, sulanir ve gübrelenir. Birinci yil tohumda herhangi bir degisiklik olmaz. Tohum yeniden sulanip gübrelenir. Bambu agaci ikinci yilda da topragin disina filiz vermez. Üçüncü ve dördüncü yillarda her yil yapilan islem tekrar edilerek Bambu tohumu sulanir ve gübrelenir. Fakat inatçi tohum bu yillarda da filiz vermez.
Çinliler büyük bir sabirla besinci yilda da Bambu’ya su ve gübre vermeye devam ederler. Ve nihayet besinci yilin sonlarina dogru Bambu yesermeye baslar ve alti hafta gibi kisa bir sürede yaklasik 27 metre boyuna ulasir.
Akla gelen ilk soru sudur; Çin Bambu agaci 27 metre boyuna alti haftada mi yoksa bes yilda mi ulasmistir? Bu sorunun cevabi tabiki bes yildir arkadaslar…
Büyük bir sabirla ve israrla tohum bes yil süresince sulanip gübrelenmeseydi agacin büyümesinden, hatta var olabilmesinden söz edebilir miydik?
Basari da ayni Bambu agacinin yetismesi gibi sabirla ve gerekenlerin yapilmasiyla elde edilir.

Derleyen
Hilal ÖZER
11/E

BIR UMUT VE ÖZLEM
Soguk bir sonbahar aksamiydi. Hava kararmis, yagmur baslamisti. Düslerime âdeta yagmur yagiyordu. Rüzgâr üsütüyordu ellerimi. Gözlerim donuk bedenim halsizdi. Güzel olan hiçbir sey göremiyorum. Yaprak dökümü gibi olan bu kentin hiçbir hayat belirtisi yok. Çiçeklerin, denizin, kumsalin, günesin tadi ve denizle birlesen ufuk çizgisini görebilmek önemliydi benim için… Ama hayat seytan kiligina girip her seferinde bir tokat patlatiyor sanki…
Alismak gerek acilara ve ölüm ilanlarinda kendiliginden silinen adreslere. Alistim sevdiklerimin yokluguna. Düslerim böyle daginik degildi eskiden. Kara bulutlar gibi kümelenip bir yere, acilarim yüregimde çöreklenmezdi böyle. Özlemlerim hiç bu kadar uzak olmamisti gün isigina. Her gün biraz daha tükenirken her sey benligim sessizce inliyor ama ben susuyorum. Fakat hayati sevme fikri bile insani mutlu edebilecek kadar güzel ve asil! Bu yillarca sürecek ve hiç dinmeyecek gibi düsünürken görüyorum ki anlamini yitiren bir seyler var. Ruhumda dolasan bu garip seyin ne oldugunu bilmiyorum. Belkide içimdeki yaralari kapanmaya yüz tutmus saniyorum. Ama hayat yasanmisliklari asla affetmez ki…Zira yasanmis bir hayatin tekrar basa dönebilme sansi yoktur. Uzaklarda bile olsa aldigi nefesi yürekle hissettigin insanlar vardir.Yüzünü görmesen bile etrafindaki her yerde onu buldugun canlar vardir.Fakat kizil bir günesin önünde mavi bir yelkendir hayat.Alir,götürür insani bilinmeyen derinliklere.Simdi göçebe olmus yüregimle her sabah yeni yolculuklara çikiyorum.Umudun türküsünü söyleyerek…
Özlem BAYAR
11/E

KALITELI (!) ESPRILER
Bazi parazitler bagirsakta yasar, bagirmasak da…
Taksime cami yapmasinlar; baskasinin taksisine yapsinlar…
Kendimi öldürüp intihar süsü verecem.
Merak etme, kisirlik kalitsal degildir: ogluna geçmez...
Insanlar üçe ayrilir: sayi saymayi bilenler, sayi saymayi bilmeyenler.
Eskiden kibirliydim; artik kusursuzum...
Bilmemek ayip degil, yeter ki çaktirma...
Ne kadar sallarsan salla, dört yanlis bir dogruyu götürür...
Dis görünüse önem vermem, röntgen filmi çektirip gelin.
Kafani çevirip durma, aklindan geçenleri okuyamiyorum.
Bu tüp bebek hatali; hep gaz kaçiriyor...
Sana bir killik yapayim, killarini koyarsin
Korkunun ecele faydasi yoktur, sadece iç çamasirlari kirletir...
Insanlarin seni ezmesine izin verme; ehliyet al, sen onlari ez...
Ruhunuzu satmayin! Kiralayin
Ölüm korkusu sürekli degil mezarda biten geçici bir duygudur…
Benim için hayatta 8 önemli sey vardir: Pamuk prenses ve yedi cüceler
Kurtlardan teklif geldi. Sürüden ayriliyorum
Her türlü iyi niyet itina ile suiistimal edilir
Kumarda kazanmanin tek yolu oynamamaktir.
Asansör bozuktur. En yakin asansör karsi apartmandadir.
Bilgisayarimda virüs vardi. Çektim silahi iki sektörünün arasindan vurdum…
Bes fincan kahve içtim. Falimda uykusuzluk çikti.
Yerçekimini yenerseniz dünyanin yükünden kurtulursunuz.
Rüsvet, uluslararasi para birimidir.
Paranin ne önemi var. Mühim olan miktari.
Üzüm üzüme baka baka kararabilir, ama körle yatanin sasi kalktigi görülmemistir
Hayat doluydum. Bosalttilar!
Süperman de uçuyor ama kimse ona kus beyinli muamelesi yapmiyor.
Mozomlar ikiye ayrilir: Kibar mozomlar ve kromozomlar
Ayakkabinin kallesi ayagi arkadan vurur.
Dün bir Amerikali gördüm. Abi nasil Ingilizce konusuyo görecen
Yazilidan sifir aldim ama önemli olan katilmakti

*Singapur`da sakiz çignemek yasaktir.
*Italya'da Spagetti'ye makarna demek hakarettir.
*Panama'da çok güzelseniz size yüzde 20'ye varan indirim yaparlar.
*Bahama Adalarinda çiçekli etek giymek koca ariyorum anlamina gelir.
*Sili'de lokantada ellerinizi karninizin üzerine koyun. Yoksa servis yapmazlar.

Ülkeden ilginç haberler
Iowa
- Itfaiyeciler yangina mudahale etmeden once 15 dakika alistirma
yapmak zorundadirlar.

- Araba kullandiginiz zaman gömlek giymek zorundasiniz.
(Tayland)

- Kapilar ve pencereler pembe renkte olmak zorundadir. (Kanada- Kanata)
- Agaca tirmanmak yasaktir. (Kanada-Oshawa)
fikralar

Temel'in babasi vefat eder... Cenazeye gelen bir aile dostu Temel'e sorar: Nasil oldu? Cevap: 30.kattan asagiya düstü... Adam: Vah vah desene çok feci ölmüs... Temel: Yok yok öyle ölmedi... Tam yere düsecekken manavin tentesine çarpip tekrar yükseldi... Adam: Vah Vaah! Daha siddetli çakildi o zaman. Temel: Yok!Karsidaki kasabin tenteden zipladi bu sefer karsi binanin çatisina... Adam: Demek çatiya çarpip öldü. Temel: Yok ya! Çatidan yuvarlanip elektrik tellerine gitti... Adam: Deme ya! Çarpildi o zaman... Temel: Yok canim teller yaylandi babami 200 metre yukari firlatti. Adam: 200 metreden yere çakildi öyle mi? Yazik... Temel: Yok ya yine en bastaki bakkalin tenteye... Adam: Orda mi öldü? Temel: Yooo... Ordanda yine kasaba... En sonunda bunalan adam Temel'e bagirarak sordu: Ulan nasil öldü bu adam? Temel: "Baktik durmuyor.. Vurduk!"
Fikra 2


Ihtiyar bir koylu, aksam tarlada isini bitirmis evine donmek istiyor. Yaninda inegi ile otostop ceker. Bir iki araba pas gecer amcayi. En sonunda bir tanesi durur.
- Beni koye kadar atarmisin evlat?
- Atayim atmasina ama inek ne olacak?
- Sen inegi merak etme, o isini bilir, arkadan gelir.
Sofor saskindir.
-Sen bilirsin der.
Araba hareket eder. Inek arkadan aheste aheste arabayi takip etmektedir. Sofor biraz gaza basar, inek de hizlanmaya baslar. 60 km - 70 km hiza cikar, dikiz aynasindan bir bakar inek halen banamisin demiyor. 80-90 km/saat basar, gene inek arkadan geliyor. Sofor bastikca basar , inek halen takipte...Sofor artik 150-160 km/saat gazla gitmeye baslar. Dikiz aynasindan bakan sofor sevincle:
- Dayi senin inek dilini cikartiyo, galiba nallari dikecek, hehehee
Dayi istifini bozmaz ve:
- Evlat, o dilini cikartiyorsa selektor yapiyor demektir, seni sollayacaktir, sinyal veriyor


TANISMAK IÇIN

Paris'te karsi kaldirima geçmek için yesil isigin yanmasini bekleyen güzel kizin yanina yaklasan delikanli:
- Pardon matmazel, Georges Duval adinda bir genç taniyor musunuz?
- Hayir, ne yazik ki tanimiyorum.
Delikanli gülümsedi:
- Öyleyse onunla tanismak ister misiniz?

SOKAKTA

- Beyefendi, çevrede bekçi ya da polise rastladiniz mi?
- Hayir, evladim.
- Öyleyse lütfen para cüzdaninizla saatinizi bana teslim eden.

SUSTURUCU TEDAVI
Zamane gençlerinden biri,bir toplantida Akif’i küçük düsürmeye çalisip: - Siz baytardiniz, degil mi? Demis. Akif, istifini bozmadan su cevabi vermis: - Evet,bir yeriniz mi agriyordu?

ÇANAKKALE IÇINDE
Ingiliz garson, Türk müsteriye: -“Çanakkale’de çok askerimizi öldürdügünüz için sizleri pek sevmeyiz” deyince, bizimkinden gayet sogukkanli bir sekilde su cevabi almis: -Orada ne isiniz vardi?
ANLADIGININ ISPATI
Tanidiklardan biri, yazdigi romanin müsveddelerini Neyzen Tevfik’e göstererek fikrini sorar: Neyzen begenmedigini ifade edince, adam: -Iyi ama, der. Siz hiç roman yazmadiniz ki! Neyzen Tevfik su cevabi verir: -Ben yumurtanin tazesini bayatini iyi anlarim. Ama bu güne kadar hiç yumurtlamadim.
FIKIR YAKALAMAK
Sahabettin Süleyman, bir gün Ahmet Hasim’ e: -Üç günden beri zihnimde önemli bir fikir sakliyorum, dediginde, Ahmet Hasim, onun fikir üretmedeki kisirligini ima ederek söyle demis: -Günahtir yahu, saliver gitsin su fikri. Zavallicik günlerden beri tek basina kim bilir ne kadar sikilmistir?

Merakli Deve
Genç deve annesine sormus
-"Anne niye bizim ayaklarimiz bu kadar büyük?"
Anne cevap vermis:
-"Çölde kuma batmamak için."
Genç deve tekrar sormus:
-"Peki kipiklerimiz niye bu kadar gür.
Anne tekrar cevap vermis:
-"Çölde kum firtinalarinda kum kaçmasin diye."
Meraki yatismamis olan genç deve bir soru daha sormus:
-"Bizim niye hörgüçlerimiz var."
Anne deve sabirla yanitlamis :
-"Çölde çok uzun süre susuz idare edebilmek için suyu hörgüçlerimizde depolariz."
Sonunda dayanamayan genç deve sormus :
-"Peki biz bu hayvanat bahçesinde ne isimiz var?"


Borsa
Köylünün biri essegini satmaya karar vermis.50 milyon fiyat biçmis. Herkes itiraz etmis bu yüksek fiyata. Derken baska bir köylü razi olmus ve satin almis. Satan köylünün aksam gözüne uyku girmemis, demek ki var bir hikmeti de essegi satin aldi demis. Ertesi sabah sattigi kisiye gidip 75 milyon teklif etmis. Tekrar satin aldigi essek bu sefer diger köylüyü rahatsiz etmis. Sabahi sabah edip ilk sahibine 125 milyon verip tekrar almis. Bu böyle devam etmis.
-Birgün meydanda müthis bir kalabalik bagira bagira bir essegin etrafinda toplanmislar. Bir yabancinin dikkatini çekmis ve essegin fiyatini sormus; 995 milyon cevabini alinca: Olur mu be! En fazla 20 milyon eder demis. Bir Köylü hemen itiraz etmis:
-Abi sen ne diyorsun!Var ya bu essek 1 Milyar direncini geçti mi 1.5 Milyara kadar yolu var...